
TAPİŞKA’NIN YOLCULUĞU
Yazan ve Yöneten: Evrim Tanış
Tapişka’nın Yolculuğu, meddahlık geleneğini, hikâye anlatıcılığını, kukla tiyatrosunu ve çağdaş anlatı tiyatrosunu bir araya getiren tek kişilik bir yol tiyatrosudur.
Oyun, Van Arkeoloji Müzesi'nde görev yapan Cabbar'ın hikâyesi üzerinden geçmişle bugün, insanla tarih ve gerçeklikle hayal arasında bir yolculuk kurar. Cabbar, müzede sergilenen eserleri her gün gözetleyen, ziyaretçilere aynı bilgileri aktaran, zamanla işini bir rutine dönüştürmüş bir müze görevlisidir. Ancak onun da kendine ait hayalleri ve gerçekleştirmek istediği bir arzusu vardır. En büyük isteği, müzenin tanıtım filmlerinde yer almak ve bir gün insanların kendisini de tanımasıdır.
Bu sıradan görünen hayat, Urartu döneminden kalma bir aslan heykeli olan Tapişka'nın hikâyesiyle değişmeye başlar. Yaklaşık MÖ 810–780 yıllarına, Kral Menua dönemine uzanan bu hikâyede Tapişka, iki kardeşin tarlayı sürerken toprağın altından çıkardığı gizemli bir buluntudur. Yüzyıllar boyunca toprağın altında kalan aslan, günümüzde bir müze eserine dönüşmüş; ancak onun da anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi vardır.
Cabbar, Tapişka'nın geçmişini anlatmaya başladıkça kendisini de bu hikâyenin içinde bulur. Bir müze görevlisi olarak aktardığı tarihsel bilgiler, zamanla hayal gücüyle, kişisel yorumlarıyla ve oyunculuk arzusuyla iç içe geçer. Tapişka'nın sesi, Cabbar'ın anlatısına katılır; geçmişin karakterleri, olayları ve mekânları sahnede yeniden canlanır.
Meddahlığın geleneksel anlatıcı biçiminden beslenen oyun, tek oyuncunun farklı karakterlere dönüşmesi, sesini, bedenini ve anlatım biçimini değiştirmesi üzerine kurulur. Kuklalar, nesneler ve barkovizyon görüntüleri bu anlatının parçalarına dönüşür. Böylece sahne, kimi zaman bir müzeye, kimi zaman Urartu coğrafyasına, kimi zaman da Cabbar'ın zihninde kurduğu hayal dünyasına açılır.
Ancak bu yolculuk yalnızca Tapişka'nın geçmişini keşfetmekle ilgili değildir. Asıl değişim Cabbar'da gerçekleşir. Başlangıçta kendisini müzenin sınırları ve görev tanımı içinde tanımlayan Cabbar, hikâye anlattıkça kendi sesini keşfeder. Anlatıcı olmaktan oyuncu olmaya, bilgiyi aktarmaktan hikâyenin bir parçası hâline gelmeye doğru ilerler. Başkasının hikâyesini anlatırken kendi hikâyesini de kurmaya başlar.
Tapişka’nın Yolculuğu, tarihsel mirasın yalnızca korunacak nesnelerden ibaret olmadığını; her eserin ardında anlatılmayı bekleyen bir yaşam, bir zaman ve bir hafıza bulunduğunu hatırlatır. Aynı zamanda insanın hayallerini gerçekleştirmek için bazen alıştığı yerden çıkması, kendisine biçtiği rolü değiştirmesi gerektiğini anlatır.
Meddah geleneğinin doğaçlamaya, dönüşüme ve seyirciyle kurduğu ilişkiye dayanan ruhunu çağdaş tiyatro araçlarıyla buluşturan oyun, bir yol hikâyesi içinde tarih, mizah, hayal gücü ve insanın kendini keşfetme arzusunu bir araya getiriyor.
Tapişka’nın Yolculuğu, bir aslanın binlerce yıllık yolculuğuyla bir insanın kendini bulma yolculuğunu aynı sahnede buluşturuyor. Çünkü bazen bir başkasının hikâyesini anlatmaya başlamak, insanın kendi hikâyesini değiştirmesinin ilk adımıdır.
